Leyla’dan gemme faslındayım..

Bir rromanı bitirmek, bazen bir hikayeyi bitirmek değildir. Bazı karakterler son cümlede susmaz, insan onları defterde bırakır.. Ama içerde yazılmaya devam eder Leyla’da benim için öyle oldu.

O ‘nü buselik makamında bıraktım.. Şimdi o makamın eşiğinde durup, geriye doğru bakıyorum.Bir hikayenin değil, bir hâl’in sonuna bakar gibi.. Çünkü Leyla yalnızca bir kadın değildi, O insanın kendine doğru yürürken uğradığı menzil lerden biriydi.. kimi zaman ayna, kimi zaman perde, kimi zaman nefs, kimi zaman ardındaki sessizlik..

Belki dde bu yüzden ondan geçmek gerekiyordu, bir sûretten manaya geçmek.. Bir sevginin içindeki sahip olma arzusundan geçip, sevginin kendisine varmak Kendin olduğun şeyi bırakıo, senden büyük olan’ın içinde, erimeye razı olmak..

Leyla’nın yyolunu yürürken, kayıplarını, arzularımı, aidiyetini, yalnızlığının ve aşkının içinden geçtim. Her biri başka bir yüz gösterdi. Sonra bir yerde yol sustu ve Buselik başladı. Ne, tam bir veda gibi, ne de başlangıç.. Bir halden bir hale geçiren o ince sükunet hali.. Çünkü bazı makamlar kulağa, değil, hâl e dokunur, buselik tek böyle kaldı.. Bir ses, değil, bir eşik..

Bazen suretler azalıyor, işaretler seyrek leş ıyor, rehber sandığın öz silikleşiyor.. Geriye yalnızca Yol’un hikmeti kalıyor, varacağın yeri bilmeden yürüdüğün.

Ve iinsan kendini bulduğunda, değil, aradığı şeyin kendisi olmadığını an’ladığında özgürleşiyor.